Bülent İplikçioğlu . Hellenizm ve Roma Çağlarinda Anadolu

Anadolu’da Roma Çağı’nın ilk evresinde (M.Ö.133-31) kentler bağlamında “M.Ö. 1. Yüzyıl Faciası” konusuna devam ediyor ve bugün sonlandırıyoruz:
Lucullus galiba daha ileri gitmiş olacak. Faiz hadlerinin %12’de tutulması, birleşik faizin yasaklanması, gecikmiş ödemelerin başlangıçtaki borç tutarının iki katına çıkması durumunda azaltılması, borçlunun mallarının dörtte birinden fazlasının haczedilememesi, bütün bunlar hem kamu maliyesini hem de özel bütçeleri hareketlendirmeyi amaçlamaktaydı. Antik tarihçi ve biyografist Ploutarkhos’un dediğine bakılırsa, hemen bir ferahlama hissedildi. Çünkü dört yılda bütün borçlar itfa edilmiş, ipotekler kaldırılmış olacaktı. Ne var ki, onun bu ahlâkçı görüşü gereğinden fazla iyimser olabilir. Antik tarihçi Appianos, Lucullus’un ‘Asia’da Ploutarkhos’un sözünü ettiği borç silme işlemi koşullarına uymayan ‘publicanus’ şirketlerine %25’lik bir vergi koyduğunu yazar. Her ne olursa olsun, Lucullus’un izlediği yol, ‘publicanus’ların tekerine çomak soktuğu için, adamlar Roma’da onu mahvetmek için çalıştılar. Öyle ki, ‘lex Gabinia’ (Gabinius Yasası) kabul edilir edilmez, Lucullus’un Anadolu eyaletlerindeki yetkesi sona ermişti.

Cicero, kendi eyaletinde, faiz hadlerini %12 ile sınırlamak gibi anlık çarelere başvurmakla yetindi. Herhalde birtakım sonuçlar almış olacak ki, meclisini toplayıp “birçok kenti yüksek vergilerden, ezici faiz hadlarinden, uydurma borçlardan kurtarmış” olduğu için kendi kendisini kutlar. Fakat daha önce de gördüğümüz gibi, ricalar karşısında yüzü tutmayıp tanıdıklarına ve korunuklarına kentler aleyhine yardımcı olanların başında o gelir. Yine de ‘Asia’ valisi olan kardeşine öğüt vermekten geri kalmazdı.

Nihayet Cicero tüm eyalet ahalisince bir kurtuluş gibi karşılanan şu reformu getirmiştir: ‘Tributum’un üçte bir oranında azaltılmasıyla birlikte ‘Asia’da ‘decima’nın (aşar) ‘publicanus’larca toplanmasının M.Ö. 49 ya da 48 yılında bırakılması. Fakat bir yandan vergi taşeronu firmalar ‘portoria’ (liman vergisi, limanlarının bakımını finanse etmek için gemiler tarafından ödenen vergi), ‘scriptura’ (mera vergisi) gibi öteki vergilerin toplanması için yerlerinde kalıyorlardı ve öte yandan meteliksiz kalmış kentler, azalmış olsa da ‘tributum’u mutlaka ödemek zorundaydılar. Borç alacak, yine de ödeyeceklerdi. Gerçekte, Roma’nın malî çıkarları Anadolu eyaletlerini artık öylesine eline almıştı ki, kentlerin de kişilerin de alacaklılardan kurtulma şansı ve umudu kalmamıştı.

M.Ö. 31’deki Aktion (Actium) Muharebesi’nin hemen öncesinde Anadolu’daki durum işte böyle bir felaket, bir facia idi. Yarım yüzyıl boyunca savaşlar, baskılar yaşayan kentlerin çoğu tükenmişti. Aralarından pek çoğu iflas etmiş, gerisi yarı yarıya iflas etmiş durumdaydı. Nüfus oraya buraya dağılmıştı. Octavianus’un (sonraki Augustus) Mylasa halkına M.Ö. 31 yılında gönderdiği mektup durumun korkutucu bir tablosunu çizerken, Cicero’nun M.Ö. 51/50 yılındaki durumu anlatan yazısının bir yansıması gibidir. Octavianus yazıyor: “Kısa süre önce bana içinde bulunduğunuz felaketle ilgili olarak bir heyet göndermiştiniz. Şimdi de elçileriniz, … oğlu Uliades geldi. Kentinizin iflahı kesilmiş. Yurttaşlarınızın çoğu savaş esiri olarak yitik, epeyce bir bölümü öldürülmüş. Birkaç tanesi kent yangınında yanmış. Düşmanlarınızın vahşeti öyleymiş ki, ne tapınaklarınız ne de en kutsal yerleriniz buna dayanabilmiş. Elçileriniz ülkenizin yağma edildiğini, çiftliklerinizin yakıldığını, başınıza her türlü belanın geldiğini anlattılar”.
Savaş, baskı ve zulüm, cennet gibi toprakları harabeye, acılar ülkesine çevirmişti.
[ROMA ÇAĞI’NIN İLK EVRESİNDE (M.Ö.133-31) ANADOLU’DA YENİ BİR ARISTOKRASİNİN ORTAYA ÇIKIŞIYLA DEVAM EDECEK]

Bu bilgiyi beğendiniz mi? Lütfen arkadaşlarınızla paylaşın
İlginç Haberler
Bir cevap yazın

;-) :| :x :twisted: :smile: :shock: :sad: :roll: :razz: :oops: :o :mrgreen: :lol: :idea: :grin: :evil: :cry: :cool: :arrow: :???: :?: :!: